10 Mart 2014 Pazartesi

10 mart pazartesi

                          10.0302014 PAZARTESİ
  Yorucu bir gündü. Bütün gün yağan yağmur, buz gibi hava... Winter is back. I'm really cold. Neyse, yeter bu kadar ingilizce. Sabahki dersimizin başka bir güne alındığını fakülteye gidince öğrendik. Bir sonraki derse kadar iki buçuk saat beklememiz gerekti tabi bu durumda. Kantinde oturduk, bir şeyler içtik. Sıcacık içeceklerimizi içtikten sonra boş bir derslik bulduk, ders başlayana kadar orada oturduk.
  Dersler başlayınca gün aktı gitti. İstanbul'da zaman nasıl geçiyor anlamıyorsun. Ders bitince ekürimle kahve içtik, bir şeyler atıştırdık. Kırtasiyeye uğradık, ekürimin işini hallettik. Kırtasiyeden çıkınca bana uğradık, kitabın yazdığım kadarını verdim. Küçük notlar almış, yarın verecekmiş. Az önce konuştuk, öyle dedi.
Bakalım yarın nasıl geçecek? Yaşayıp göreceğiz.

7 Aralık 2013 Cumartesi

SANTRALİSTANBUL

                                         SANTRALİSTANBUL
Bilgi Üniversitesi' nin Santral Kampüsü' ne daha önce gitmiştim. Bugün ders için gittim ve bir kez daha etkilendim. Büyük ve etkileyici bir kampüs. Enerji Müzesi ve Çağdaş Sanat Müzesi mutlaka görülmeli. Bilgi Üniversitesi' nin pek çok sertifika programı var. Bazı programların fiyatlarında öğrencilere özel indirim yapılıyor. Bazılarında ise yapılmıyor. Ödediğiniz paraya değer.
Temiz ve ferah bir kampüs. Ağaç ve çimenlik dolu. Taş yollar yürüyüş için ideal. Kafe ve restorantlar beklentilerinizi karşılar. İsteyenler için Starbucks da mevcut. Yorulduğunuzda çimenlerde oturmak isterseniz rahat minderlere oturabilirsiniz.
Santral kampüsünü beğendim. Üstelik ücretsiz servisle ulaşım da kolay.

22 Kasım 2013 Cuma

KAVUŞMA

                                 KAVUŞMA
Uzun bir aradan sonra tekrar bloguma yazıyorum. Uzun zaman olduğunun farkındayım, ama İstanbul işte. Günler geçip gidiyor. Nasıl geçtiğini de anlamıyorsun. Bazen yavaş, bazen hızlı ama bir bakıyorsun ki geçmiş. Geriye dönüp baktığında hangi ara yaşadığını bilmediğin zaman oluyor hayatında. Pişman değilim ama yorucu.
 Popüler bir insan olmak hareketli bir sosyal hayatı da beraberinde getiriyor. Değişik insanlar, değişik yerler... Bildiğin yerlere gitsen bile yanındaki insan farklıysa o yeri başka bir yüzüyle görme şansın oluyor. Hele İstanbul'da ... Bir gördüğünü bir daha göremeyebilirsin ya da hiç beklemediğin bir anda karşına çıkabilir. Hayatta tek bir şansın olabilir.
İstanbul'da aldığım derslerden biri: Beklentin olmasın. Çünkü beklentin gerçekleşemezse, hayal kırıklığına uğruyorsun. Beklentinin gerçekleşmemesinin getirdiği hayal kırıklığı, insanın canını daha yavaş ama daha çok ve acı verici bir şekilde yakıyor.
Beklentin olmasın derken amacın olmasın demiyorum. İkisi farklı. Beklenti daha çok insanlarla alakalıdır. İnsanlardan beklentin olur bana göre. Hayatta bir amacın olmalı. Amacın olmazsa, sadece yürürsün.
 Ordan oraya atladım ve rahatladım. Bakalım başka neler yazacağım? Görüşürüz.

5 Ekim 2013 Cumartesi

                                                     SONUNDA
Nano'ya gittim sonunda. Buranın müdavimi olacakmışım gibi bir his var içimde. Müjdat Gezen Sahnesi'nin yanında yanlış hatırlamıyorsam. Karaköy'de gizli bir yerdeymiş gibi hissettim kendimi. Hiç yabancılık çekmedim, hemen ısındım buraya. Masalar küçük, çok tatlı bir mavi. Sandalyeler sarı. Taş duvarları süsleyen zamansız fotoğraflar. Müzik de canlı, rahatsız etmiyor insanı. Dışarıda da masalar var. İsterseniz bar taburelerine de oturabilirsiniz.
 Orta Türk kahvesi içtim. Fincana bayıldım. Sarı renkliydi. Kafeyi işleten kişi de ilgileniyor, güzel sohbetler ettik, sonra sessizlik içinde kendi halimizde takıldık.
  Kafa dinledim, rahatım.

26 Eylül 2013 Perşembe

NANO CAFE

                            NANO CAFE
Nano Cafe'yi gitmek istediğim bir yer olarak bir köşeye not etmiştim. Arkadaşlarla Beşiktaş'a gitmek için otobüse binmiştik. Otobüs Karaköy'den geçerken sol arada ''Nano'' gördüm. Sonra jeton düştü. Bu Nano benim gitmek istediğim Nano. Çok sevindim, ilk fırsatta gideceğim dedim arkadaşlara.
  O fırsat hala gelmedi. Okul, sosyal hayat derken pek boş vaktim yok. Ama gideceğim, kararlıyım.

18 Eylül 2013 Çarşamba

AÇIKLAMA

                 Uzun süre blogumdan uzak kaldım. Malum, İstanbul'a dönüş, okula dönüş, yerleşme süreci derken yazmaya fırsatım olmadı. Düzenimi oturttuktan sonra daha sık yazacağım. İstanbul'un kalabalığına, trafiğine, hızına dönmek güzel. Özlemişim. Kendinize iyi bakın.

11 Eylül 2013 Çarşamba

İSTANBUL LİFE

                                                       İSTANBUL LİFE
İstanbul Life dergisini düzenli olarak takip etmesem de gördükçe alırım. Oldukça hoşuma giden bir dergidir, İstanbul'u keşfetmede bir kaynak benim için. Haziran 2013 sayısında özellikle değinmek istediğim bazı noktalar var.
 Sayfa 26'da Nano Cafe'den bahsedilmiş. Karaköy' deki bu mekan dikkatimiçekti, çünkü dergi 'tek başınıza olmak istediğiniz zamanlarda' aklınıza burası gelmeli diyor. Yani, İstanbul'un insanı canından bezdirecek kadar yorduğunu anlatmaya gerek yok.
 Sayfa 50-54'teki Joshua Bell röportajını beğeniyle okudum. Film müzikleriyle de tanıdığımız Bell'i daha iyi tanımamızı sağlayan bu röportajda sanatçımız Fazıl Say'a da değinilmiş.
 Sayfa 55-56'da Hazal Yılmaz' ın 'Bir gecede kaç mekan gezilir?' yazısı var. Off Pera, Hayal Kahvesi ve Koridor bir İstanbullunun mutlaka gitmesi gereken mekanlardan.
 Sayfa 110' da bahsedilen Midpoint öğrenci için biraz pahalı olsa da güzel bir mekan.
Sayfa 114' te bahsedilen Muhit ve sayfa 116'da bahsedilen Taş Kahve Emirgan merak ettiğim mekanlardan.
Sayfa 130' da Alex Akimoğlu' nun ' Yaz aylarında Nişantaşı keyfi bir başka! ' yazısı var. Merakla okudum, sonunda beğenimi kazanan yazıyı tavsiye ederim.
132'deki Bali ve 139'daki Çeşme yazısını hayallere dalarak, beğeniyle okudum.
İstanbul Life dergisi dolu dolu bir dergi, anlattığı şehir gibi.